🎱 Biz Bize Cafe Ben Yoruldum Hayat
Maksatgıcıklık olsun Hayat size gülmüyorsa, siz hayata gülün..Bazen yalandan, bazen inattan, bazen nefretten..Maksat gıcıklık olsun Gönderen biz bize cafe zaman: 14:38. Bunu E-postayla GönderBlogThis!Twitter'da PaylaşFacebook'ta PaylaşPinterest'te Paylaş.
Skalageniş), o gidiş bize bir şeyler öğretmiş olacak, biz de gelip bunu paylaşacağız. Yani "hayat çok acayip lan :.(" diye çığıracağız ama tematik olacak. Yoksa hayat acayip yani, bunu herkes biliyor. Beğenmediniz mi? Olsun, ben yine de sizi seviyorum len.
canon delişmen ve duygusaldır, nikon akılcı ve gerçekçi. canon gelişmelere açık ve atılgandır, nikon tedbirli ve temkinli. canon yamalı bohçadır, biraz ondan biraz bundan almayı sever, nikon yekpare gövdeleri sever, karışık olaylardan hazzetmez. canon samimi davranır, sıcaktır, nikon cool'dur, soğukkanlıdır.
Önce gidip 25 Aralık saat 12'ye Sarıyer Nikah Dairesi'nden gün aldık, Sarıyer Orduevi'ne de 12.30'a da 20 kişilik yemek rezervasyonu yaptırdık. Orduevi deyince gözünüzde farklı bir şey canlanabilir; orası lüks bir restorandan farksız, tam deniz kenarında bir yerdir.
rapmüzik. Ayna feat. Batu - Bi Bak 9.285 izlenme - 2 yıl önce Ayna feat. Batu'nun, Be Müzik etiketiyle yayınlanan "Bi Bak" isimli tekli çalışması, video klibiyle netd müzik'te. Söz: Batuhan Türkoğlu & Mesut Özşahin Müzik: Mesut Özşahin Düzenleme: Mesut Özşahin Cümbüş&Elk.bağlama:Enes Yolcu Mix:Mesut Özşahin Mastering
Benyoruldum hayat! Aslı ile Ferhat'ın yatak keyfi! Belki de biz sevmemeliyiz! Beni, ben olmaktan çıkarma Aslı! Bize Ulaşın; Künye;
Benyoruldum hayat! Aslı'yı dayısı Namık Emirhan'dan korumaya çalışırken, birçok badireler atlatmak zorunda kalan Ferhat yeni bir sınavla karşı karşıya kalır. Bu kez konu her zamankinden daha farklıdır. Ferhat, Cüneyt ile Vildan'ın kızı Özge'nin gerçek babası olduğunu öğrenmiştir.
KESaRPN. “Ne ara bu hale geldik?” diyenleri duyar gibiyim. Aslında “HER ŞERDE BİR HAYIR VARDIR” gerçekten şu günlerde; yaşadıklarımızın bence ana fikri bu olmalı! Küresel bir krizde biz de ülkece birlik ve beraberlik içinde bu zor günleri aşmaya çalışırken bazı paylaşımlar adeta ürkütücüydü. Virüs gibi gözle görülmeyen bir şeyin insanlığı ne hale soktuğunu kavrayamamış gençlerin paylaşımları hepimize bir ders olmalı! “Bunca sorumsuz nesli ne ara meydana çıkardık?” sorusunu herkes kendine sormalı! Ya o devletine küfür edenler, hakaret edenler! Toplumsal bir yozlaşmanın son evresindeyken hayatımıza giren bu virüsün kendini kaybetmiş, kimliğini kaybetmiş, yozlaşmış insanları kendilerine getirmesini umuyorum. Toplum olarak alacağımız dersler o kadar çok ki! Siyasi kafalar ayrı bir dram! Evet “dram” dedim çünkü böyle bir durumda dahi hala vatandaşın telef olmasını dört gözle bekleyen tipleri görünce ancak acıyorum. IFM’den borç alalım ve yine onlara mahkum olalım diye dört gözle bekleyenler, Başkan Erdoğan’ın “Biz bize yeteriz” yardımlaşma kampanyasını duyunca iyice çıldırdılar. Neden mi? Çünkü onlarda biliyor ki, nasıl ki 15 Temmuz’da Başkan Erdoğan “sokağa çıkın” dedi ve bu millet günlerce sokaklarda nöbet tuttu. Şimdi yine ülkeyi ve milleti ilgilendiren bu konuda yardımlaşalım dediğinde millet yine şahlanacak! Halbuki IMF’den borç almak dururken neden millet devletine sahip çıksın ki öyle değil mi?! Tabi bu kafadakiler için eski Türkiye onların hayat damarları ve varlık sebepleriydi. Bu kafalar aynı Gezi'de mikrofon açık kaldığında “Biraz ölü olsa iyi olacak” diyenler gibi şimdi de yollarda cesetler, hastanede bakımsızlıktan ölenler, yetersiz sağlık çalışanı ve ekipmanı vs. bekleyip duruyorlar. Onlar beklerken yeni bir hastane açılıyor ve iyice çıldırıyorlar! Ha deprem olmuş ha virüs! İkisi de bir afet değil mi? Peki o halde niye bu yardımlaşma kampanyasına bu kadar tepki verip “devletin kasası boş” diye algı operasyonuna başladılar? Sorarım onlara; başka ülkeler dış borçlanmayı tercih ettiler, biz ise kendi içimizde imece usulü ayakta kalmayı tercih ettik, bunun nesi rahatsız etti sizi? En başından bu yana ellerini ovuşturarak felaket tellallığı yapanların bu milletin birliği karşısında her zaman hayalleri yıkılmıştır ve yine öyle oldu. İsmini vermeyeceğim; Başkan bu kampanyayı açıklarken canlı yayında olan bir programcının o anda yüzüne dikkat ettim, çok bozuldu. Acayip bozuldular ve şimdi eleştirerek, siyasete alet ederek hala milletin aksine davranıyorlar. Ya o minarelerden edilen duaları ve salavatları ıslıkla protesto edenler! Bütün dünya din adamları duaya davet ederken, Hristiyan aleminde bile ezan sesleri yükselirken bizdekiler rahatsız olmuş! Hayır, sanki normal zamanda yapılıyor? Olağanüstü bir durum var ve manevi ihtiyaç ve motivasyon bu! Arkadaşım; dünya tedbirlerin dışında "DUA"da ortak bir noktada buluşmuş. Siz sözümona kendi inandığınız dinin ezanından, duasından, salavatından rahatsız oluyorsunuz. Yıllar önce söylemiştim; ezan sesi duymak istemeyen, ezanın okunmadığı bir başka yere gidebilir. Ben yurtdışında çan sesi duymaktan rahatsız olmuyorum çünkü çoğunluğu o inanışta ve haliyle çan sesi olacak! Saygı! Hristiyan ülkelerde ezanlar okunuyor. Bunlar yüzde %99’u Müslüman olan ve daha acısı kendisi Müslüman olduğu halde ezandan, duadan, salavattan rahatsız oluyorlar. Vallahi siz "rahatsızsınız" NOKTA! Siz buradaki ezanları kısmaya çalışırken dünyada ezan sesleri yükseldi! Tabi işin acı tarafı ise biz kendi Müslüman vatandaşlarımıza saygıyı öğretmeye çalışıyoruz! Gelin görün ki şunu anladım; 100 yıldır değişmeyen kafaları hiçbir musibet değiştiremez! Fakat bizim asıl üzerinde durmamız gereken şey, yeni nesle ve bu yozlaşmış topluma yeniden farkındalık kazandırıp kendimize dönmemizi sağlamak. Şu yaşadığımız salgın ya bizi adam eder ya da bir daha çok zor kendimize geliriz. Böyle nankör ve vicdansız nesiller kendiliğinden olmalı, bunu bu toplum oluşturdu. Evet “Biz bize yeteriz” hatta biz dünyaya da yeteriz ve zaten tarih boyu dünyaya yeten ve yetmiş bir medeniyetin devamı olduğumuz için konu vatan ve millet olunca birbirimize sımsıkı sarılıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, derin tarihi geçmişi olan bir devlettir. Ayrıca bu arada Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün de bir Osmanlı askeri olduğunu hatırlatmak isterim. Osmanlı’yı kabul etmeyen Atatürk’ü de reddetmiş olur. Sadece Cumhuriyet’i tanımak, Atatürk’ü de yok saymak demektir! Bizler Osmanlı ve öncesi ve de Cumhuriyet ile büyük bir tarihe sahip bir medeniyetin çocuklarıyız. İşine gelen gurur duyar! İşine gelmeyen reddeder, lakin siz reddettiğiniz için bu tarihi silmiş olmuyorsunuz. Bizler tarih yazmış bir milletiz, sizin reddiniz kaç yazar! Kocaman bir hiç! Şimdi; tarihler boyu yaptığımız gibi vatan-millet el ele vererek bugünleri de aşacağız Allah’ın izniyle. Ben bu günlerden en az hasarla, hatta daha da güçlenmiş olarak çıkacağımıza inanıyorum ve bundan eminim çünkü biz Türk Milletiyiz! Tarih şahit; kendi tarihini ve dünya tarihini bilenler biliyor! Ama bazıları bir ceviz ağacı bile değil Gülhane parkında! Dünya bunun farkında ve dünya siyaseti de farkında! Millet zaten farkında ve millet olma şuuruyla gönlünü, duasını, imkanını ortaya koymuş! Siz bazıları, siz farkında değiseniz; o halde vicdansızlığınıza ve insansızlığınıza doymayın, böyle devam edin... Ve son söz; biz bize yeteriz, hatta biz hep birlikte dünyaya yettik ve yetmeye de devam ederiz. Artık anlayana...
Türkçede “Biz bize yeteriz” diye bir tabir var. Bu, belki çok istisnai durumlarda kullanılması gereken son derece tehlikeli bir tabirdir. İnsana sıcacık gelir, güven verir, ruhları ferahlatır, büyük bir cazibesi vardır. Ama uyuşturucudan farksızdır. Olur olmaz zaman ve yerlerde kullanılırsa, gerçekten de o felsefe çizgisinde hareket edilirse kişi ve topluluklara ciddi zararlar vermesi pekala mümkündür. Tabii durup dururken bu konuya girmedik. Geçtiğimiz günlerde ŞALFED’in Şalpazarı Dernekler Federasyonu bir toplantısına katıldık, orada telaffuz edilince aklımıza düştü. Ben geceden biraz rahatsızlanınca kahvaltıyı ve toplantının ilk bölümünü kaçırmış, biraz toparlanınca kalkıp gitmiştim. Dolayısıyla konuşmaların ortasına denk geldim. ŞALFED’in diğer Trabzon dernekleriyle ilişkilerinin nasıl düzenlenmesi, ne şekilde olması gerektiği gibi bir konu hakkında toplantıya katılan herkes sırayla fikirlerini beyan ediyordu. Ben girip oturduğum esnada konuşan federasyon yöneticisi arkadaş biraz öfkeliydi. Federasyonda temsilcisi bulunmayan Şalpazarı Eğitim Derneği, Üsküdar Trabzonlular Derneği ve Trabzon Dernekleri Federasyonu’nu ismen zikrederek pek de hoş olmayan ifadeler zikretti. Şikayetçi tavrının ana teması, diğer Trabzon kuruluşlarının katılım sayısı ve folklorik renkliliği yüzünden Şalpazarılıları davet ettikleri, Şalpazarılıların bu ilişki şeklinden hep zararlı çıktığı üzerine kuruluydu. İthamların hepsine muhatapları cevap verebilir, ben burada iddia ya da savunma pozisyonunda değilim. Asıl üzerinde durduğum ifadeyi en sonunda telaffuz etti tecrübeli dernek başkanı. “Biz bize yeteriz” Buradaki “biz” ŞALFED oluyordu, daha doğrusu ŞALFED’in mevcut yapısı. İşin garip tarafı, bir yıla yakın bir zaman önce ŞALFED’e bağlı derneklerden birinin başkanı olan ve o esnada salonda bulunan bir diğer başkan da ŞALFED’den şikayetlerini dile getirmiş ve sonunda kendi derneğini kast ederek “Biz bize yeteriz” demişti. Koç, Sabancı, Eczacıbaşı kendi kendine yetmiyor mu? Fakat işin aslı öyle değildi. Hiçkimse, hiçbir kurum ve hiçbir topluluk kendi kendine yetemezdi. Bakın, bu ülkede TÜSİAD diye bir dernek var. Açılımı Türkiye Sanayici ve İş Adamları Derneği. Üyelerinin hepsi kendi alanında kraldı, imparatordu. Başta kendi işyerleri olmak üzere nereye gitseler büyük saygı görüyorlar, çoğu önlerinde el pençe divan duruyordu. Peki bu insanların ne zoru var da gidip bir derneğe üye oluyorlar, başkalarının ağız kokusunu çekiyorlar? Çünkü kimsenin kurum ve topluluklar dahil kendine yetemeyeceğini biliyorlardı. Muhtemelen TÜSİAD da dünya çapında kendi alanında faaliyet gösteren başka mesleki örgütlere üyedir, net bilgim yok. Evet, ülkenin en zengin ve güçlü insanları bile kendilerine yetemiyorlar ve bir dernek bünyesi altında toplanıyorlardı ama bizimkilerin maşaallah hiç de öyle bir dertleri yoktu! Üç kuruşluk burs hizmetini temin etmek için göbeğini çatlatanlar nasıl oluyor da kendi kendine yetiyordu? Başka ve çarpıcı örneklere geçelim. Aksaray’da faaliyet gösteren Of-Hayrat Derneği’ni bilen biliyordur. Bu dernek, merkezinin bulunduğu binaya ve devasa gelirlere sahip. Bir süre öncesine kadar onlar da “Biz Of’uz. Her şeyimiz var. Kimseye muhtaç değiliz, kimseyle işimiz olmaz” gibi bir intiba veriyorlardı. Sanıyorum yakın geçmişte yaşadıkları bazı ibret verici hadiselerden sonra bu tavırlarından vazgeçtiler ve Trabzon’un diğer bileşenleriyle temas kurmaya başladılar. Trabzon Dernekleri Federasyonu’na üye oldular, son seçimde aday da çıkardılar. Adaylarının kaybetmiş olması önemli değildir. Of artık kendini Trabzon’un geri kalanıyla sıcak ilişkiler kurmak zorunda hissetmiştir, bu çok önemli bir olaydır. Yani koskoca Of-Hayrat camiası bile “Biz bize yeteriz” diye düşünmekten vazgeçmiştir. Son bir örnek olaydan bahsedelim. Ümraniye TrabzonPark’ta yerleşik TİAB var. Yani Trabzonlu İş Adamları ve Bürokratları Derneği. Bilen bilir, TrabzonPark adı verilen arazi İstanbul’da eşi benzeri zor bulunur bir mekandır ve TİAB tarafından Orman Bakanlığı’ndan 10 yıl önce kiralanmıştır. Başkanlığı Orhan Akçay’ın Yaşar Aşçıoğlu’na devrettiği son kongreye biz de gittik. Kongrede gazeteci Zeki Gökçe İstanbul’da çok sayıda Trabzon hemşehri derneği ve iki federasyon olduğunu, TİAB’ın da onların benzeri faaliyetler yapması gerektiği şeklinde özetlenebilecek tavsiyelerde bulununca başkan Orhan Akçay da sosyal dernek olmadıkları, kuruluş ve faaliyet amaçlarının farklı olduğunu, diğer Trabzon derneklerinin kendi aralarında yaşadıkları problemlerden ötürü o problemlerin içinde bulunmak istemedikleri şeklinde bir cevap vermiş ve eklemişti. “Ne yapalım şimdi biz de burada etkinlik düzenleyip peynir-tereyağı mı satalım?” Bu Trabzon Dernekleri Federasyonu’na ve yaptığı Trabzon Günleri etkinliklerine bir göndermeydi. Testi kırılmadan... Aradan zaman geçti ve bir de duyduk ki Ümraniye’nin yeni belediye başkanı TrabzonPark’ın bulunduğu araziyi TİAB’ın elinden alıp Şehir Parkı yapmak istiyormuş! İşte o zaman TİAB yönetimi –belki herkesten fazla sahip olduğu- “Biz bize yeteriz” fikrinden vazgeçti ve TrabzonPark’ı kaptırmamak için Trabzon’un “sosyal” dernekleriyle iletişim kurmaya başladı. Tabii öncelikle de “peynir-tereyağı” satanıyla... Burada kimseye bıyık altından gülme amacı gütmüyoruz. Haddimiz de değildir, karakterimiz de. Of-Hayrat Derneği ile TİAB’ın Trabzon’un diğer sivil toplum kuruluşlarıyla temasa ve entegrasyona geçme tercihi Trabzon adına son derece olumlu ve sevindirici gelişmelerdir. İnşaallah önümüzdeki dönemlerde somut sonuçlarını ve meyvelerini görmeye başlarız. Bir temennimiz daha var Bizim Şalpazarılıların başlarına bir tatsızlık gelmeden “Biz bize yeteriz” mantığının yanlış ve tehlikeli olduğunu idrak etmeleri.
3 Ce ben yaşarken ruhum öldü içimde........ slm canım çok üzüldüm senin adına ama işte hayat bu kimine yelek kimin kelek her darlığın sonu aydınlık tır be güzelim ama sana şunları diyebirim erkekler hep ailelerinden yana olur ve sen ne kadar üstüne gidersen ailesi konusunda okadar o tarafa eğilim edecektir sana kırıcı davranmasına gelince onu uyar canım ve anlat kırılıp yorulduğunu üç günlük dünya yapamaddığımız gönülleri yıkmaya gerek yok güzelim ama eşinin üstüne çok gitme ailesi konusunda sen gittikçe o daha fazla körüklenecek canımsenin ailene gelince hiç bir erkek için ailenle aranı bozma allah korusun sana bişe olsa ciğeri yanacak kişiler gene onlardır canım bi denge kurun eşimle herşey eşit olsun canım ama hayat herşeye rağmen gene çok güzel tükenme dimdik durki kimse seni alt edemisinler canımbenim sen tükenirsen ne anlamı kalır biz burdayız ve sana desteğiz gülüm ne zaman istersen konuşuruz canım benim yeterki iyi ol canım umarım faydalı olabilmişimdir kendine iyi bak Son düzenleme 14 Mart 2008
En usta hırsız hayattır... En usta hırsız hayattır. Senden sevdiklerini çalar, zamanını çalar, hatta seni senden çalar ve farkında bile olmazsın... Değer ağırdır... Değer ağırdır.. Taşıyabileceğinden emin olduğunuz kişilere verin... Şahıslara takılmam... Ben hayatın kendisi ile savaştayım. Şahıslara takılmam... Boş verin gitsin... Zamanla değil amaanla geçer bu hayatın saçmalıkları..Boş verin gitsin.. Ben bir kadınım... Ben bir kadınım ve onun da öncesinde bir hepsinden de önemlisi, ben bir insanım... Umut, Umut, Umut... Elimde yitik umutlar, elimde yorgun,yalnız bir kalp,elimde çalınmış hayallerin kırıntıları var... Herkes birer oyuncudur.. Herkes bir oyuncudur aslında, hayat dene şu dar sahnede..Yönetmeni bellidir ama, senaryoyu bilemezsin... Tek başına.. Lafa gelince eş,dost çoktur ama, herkes tek başına direnir hayata... Bedelli mutluluk Bedelli mutluluk diye bir şey çıksa da, parası neyse verip biz de mutlu olsak... Söz vermeyin.. Söz vermeyin, güven verin ki; söz vermenize gerek kalmasın... Ben de niye evde kaldı diyordum.. -Bak şu domates kabuğunu görüyor musun? -Aa evet kısmet mi o ? Yok!Öküz gibi kirli fincanda kahve yapıp içirmişsin bize! Ben de niye evde kaldı diyorudum bu! -Vallahi senin falların çıkıyor Nuran Abla! Kimine uzağımdır ben,kimine çok yakın... Kimine uzağımdır ben, kimine çok yakın.. Kimine içim ısınmaz, kimi içime sığmaz.. Kimi mecburiyetimdir, kimi servetim.. Kimi gülen yüzüm, kimi ömrüme zulüm.. Kimileri canım, sol yanım, Kimileri sabrım, sanki imtihanım.. Derler ya; Derler ya; Ağaçtan düşen yaprak rüzgarın oyuncağı olurmuş. Hayatla mücadelen tutunduğun daldan düşene kadardır. Sonrası ; rüzgar nereye, sen oraya...
Biz Bize Yeteriz Türkiyem Haberleri - Biz Bize Yeteriz Türkiyem Haber - Türkiye'nin en kapsamlı haber sitesi. Son dakika haberleri ve en güncel haberler Son Dakika Haberler© 2022
biz bize cafe ben yoruldum hayat